| |
Zaman |
Çeviri |
Anlamı |
Sözlük |
|
04:45:57 |
|
siberian |
Türkçe - İngilizce |
|
05:55:59 |
|
out of focus; blurred; Açık seçik olmayan, bulanık. |
Türkçe - İngilizce |
|
05:54:46 |
|
kısa dönem; devre; kriz; nöbet; boks maçı; süre; müddet; zaman; yarışma; müsabaka; kısa dönem; devre; kriz; nöbet; boks maçı; süre; müddet; zaman; yarışma; müsabaka |
İngilizce - Türkçe |
|
05:13:27 |
|
çıkış yapmak; ayrılmak; kaydını kapatmak; kontrol etmek; soruşturmak; hesaplamak; öbür dünyayı boylamak; fertiği çekmek |
İngilizce - Türkçe |
|
01:41:46 |
|
disk; disk (spor) |
İngilizce - Türkçe |
|
01:40:54 |
|
geçici; kısa süreli; süreksiz; fani; geçerken uğrayan |
İngilizce - Türkçe |
|
10:10:39 |
|
ördek; (kafasını) eğmek; (başını) suya daldırmak; kaçmak; kaytarmak; dalmak; daldırıp çıkarmak; eğilmek; sinmek; başını eğerek savuşturmak; sıvışmak |
İngilizce - Türkçe |
|
12:20:45 |
|
dua etmek; yakarmak; yalvarmak; rica etmek; namaz kılmak; ibadet etmek; af dilemek |
İngilizce - Türkçe |
|
10:53:12 |
|
acuity; acumen; brain; ingenuity; intelligence; mental; mentality; mind; sense; wit; acuteness; brains; cleverness; cuteness; deepness; gray matter; grey matter; nous; penetration; quick wit; sagacity; sapience; senses |
Türkçe - İngilizce |
|
10:52:34 |
|
baleful; black; devilish; diabolical; fiendish; impish; infernal; satanic; demonic; diabolic; unhallowed |
Türkçe - İngilizce |
|
15:10:06 |
|
meme |
İngilizce - Türkçe |
|
15:03:25 |
|
çabuk; atik; tez; hızlı; kılıç kırlangıcı; çevik; süratli; çabuk geçen; tez canlı; eli çabuk |
İngilizce - Türkçe |
|
15:02:47 |
|
hızla; süratle; çabucak; çabuk |
İngilizce - Türkçe |
|
15:00:47 |
|
kanıt; delil; kanıtlama; tanıtlanım; ispat; deneme; sınama; içkinin alkol derecesinin ölçüsü; prova; (içki) belli bir ayarda olan; -e dayanıklı; geçirmez; işlemez; -e karşı dayanıklı hale getirmek; ... geçirmez hale getirmek; dayanıklı; emin |
İngilizce - Türkçe |
|
14:58:02 |
|
(iplik) eğirmek; (ağ) örmek; fırıl fırıl döndürmek; (tenis,vb.) kesme vuruş yapmak; kesmek; hızla dönmek; fırıl fırıl dönme; gezinti; kaybettirmek (seçim; sınav); örmek (ağ; koza vb); döndürmek; çevirmek; fırıl fırıl çevirmek; eğirmek; iplik yapmak; tasar |
İngilizce - Türkçe |
|
14:55:50 |
|
korkudan sinmek; büzülmek; (birinin önünde) iki büklüm olmak; sinmek; korkuyla eğilmek; yaltaklanmak; yalakalık yapmak |
İngilizce - Türkçe |
|
14:31:54 |
|
fellow man; old cock; pard; joker; mate; pal; sod; friend; fruit; fellow; chap; buddy; beggar; Kendisiyle yakın ilişki kurulup, sevilen sayılan kimse, dost, arkadaş, tanıdık, sevdik.; Seslenme sözü olarak da kullanılır. |
Türkçe - İngilizce |
|
04:06:24 |
|
yağlamak; yağlayarak kolay işler hale getirmek |
İngilizce - Türkçe |
|
06:10:21 |
|
international; transnational |
Türkçe - İngilizce |
|
09:46:56 |
|
adventurous; breakneck; critical; danger; dangerous; daring; desperate; dodgy; fatal; forbidding; hairy; hazardous; nasty; noxious; perilous; precarious; risky; serious; treacherous; unhealthy; vicious; wildcat; pestilent; pestilential; touch-and-go; unsa |
Türkçe - İngilizce |